ELBİSTAN BÖLGESİ DAĞLARI

NURHAK DAĞI:Elbistan’ın 40 km kuzeyinde Nurhak ilçesi sınırında bulunan sönmüş volkanik bir dağdır..Doğu batı hattında 44 km kuzey güney hattında 7.5 km lik bi alanı kapsayan bir dağ grubudur.Bünyesinde 2 tane 3000 mt üzerinde 5 tane 2750 mt üzerinde 7 tane zirvesi bulunmaktadır.Büyük zirve 3080 mt.dir.Büyük zirvenin kuzeyinde 2750 mt rakımda bi krater gölü olan ALİ GÖLÜ bulunmaktadır.Dağın bi çok yerinde trekking rotaları mevcut olup büyük zirvenin 4 rotası vardır.Dağda uzun duvar tırmanışı için 150 ile 360 mt uzunluğunda bi çok tırmanış duvarı vardır.Dağda bitki örtüsü olarak bi çok endemik bitki türü vardır.Dağda teke pınarı bölgesinde kış sezonunda donmuş şelale duvarı oluşmaktadır.            Nurhak dağı Dağcılık sporu açısından bölgede geleceğin parlayan yıldızıdır.

BERİT DAĞI :Elbistan’ın doğusunda Ericek kasabası yakınında bulanan sönmüş volkanik dağ gurubudur.En yüsek zirvesi 3030 mt dir.Keyifli tırmanış rotaları olan bitki zenginliği ve görsel güzelliği ile tırmanışa ve trekkinge değer bir dağ gurubudur.

ŞAR DAĞI:Eteğinde Elbistan’ı barındıran 2450 mt yükseklikteki zirvedir.

TELLİOLUK TEPESİ:Şar dağının komşusudur.zirvesi 2400 mt rakımdadır. Ketizmen köyünün doğu tarafındadır.Kayalık ve tırmanışı diğer komşu dağlarına göre daha risklidir.

BELEN TEPESİ:Ketizmen köyünün kuzeyinde bulunmaktadır.2350 mt rakımı vardır.

MEDETSİZ DAĞI:Elbistan’ın iğde köyü sınırında bulunmaktadır.zirve yüksekliği 2400 mt dir.Dik eğimli tırmanışı yorucu bir dağdır.

SALVAN DAĞI:Elbistan ın kuzeyinde Ekinözü yolu üzerinde alışar köyü sınırlarında bulunan 2650 mt zirve yüksekliği olan keyifli bir dağdır.

DELİHÖBEK DAĞI:Göksun-Kahramanmaraş yolu üzerinde  Döngel köyü sınırlarında bulunan 2200 mt zirve yüksekliğine sahip dağdır.Çıkış rotası eğimi diktir ve yorucudur.Dağın altında döngel köyünde Döngel mağaraları vardır ve mağara arkasındaki kanyonda harika tırmanış duvarları vardır.Türkiye dağcılık federasyonu 2002 yılında ileri seviye kaya eğitim kampını ve 2008 yılında temel eğitim kampını bu bölgede yapmıştır.Bölgenin spor tırmanış alanı olarak parlayan yıldızıdır.

Bölgede son 10 yılda çevre felaketi yaşanmıştır.Mağara içerisinden akan ve görsel bir şölen sunan nehirin önüne set çekilerek basit ve işlevselliği olmayan elektrik santrali yapılarak bu güzellik yok edilmiştir.Ormanlık bi bölge olan döngel yaz sezonunda piknikçilerin istilası ile ciddi kirlilik yaşamaktadır.

TÜRKİYE EN YÜKSEK DAĞ SIRALAMASI:

1-AĞRI DAĞI:5137 mt.Doğubeyazıt’tan (güney) ve ığdır’dan (kuzey)2 rotası vardır.ilk çıkışını 9 ekim 1829 da kuzey rotasından Prf.dr.Fredirich von  j.Parrot,ilk türk çıkışını ise 1934 yılında Yüzbaşı Rüştü ve Teğmen Bekir komutasındaki askeri birlik gerçekleştirmiştir.

2-CİLO DAĞLARI REŞKO ZİRVESİ:4136 mt.ilk çıkışı 5 ağustos 1947 MTA  jeolog ekibi gerçekleştirmiştir.En son tırmanışı 1984 yılındaki tırmanıştan 18 yıl sonra  rahmetli Uğur uluocak Atlas dergisi adına 2002 yılında gerçekleştirmiştir.Şu an tırmanışa izin verilmemektedir.

3-SÜPHAN DAĞI:4058 mt.Bitlis Adilcevaz.

4-KAÇKAR DAĞI:3937 mt.Rize çamlıhemşin ve Artvin yusufeli ilçelerinden çıkış rotaları mevcuttur.

5-ERCİYES DAĞI:3917 mt.ilk çıkışı 29 temmuz 1937 yılında ingili jeolog w.j.Hamilton tarafından ilk türk çıkışı ise 28 ağustos 1924 yılılında Miralay Cahit Toydemir tarafından gerçekleştirilmiştir.

6-ALADAĞLAR:En yüksek zirvesi Demirkazık zirvesi 3756 mt.Niğde ili sınırlarında bulunan dağ gurubudur.ilk çıkışı 1927 yılında Dr. Georg Künne, Dr. Wilhelm Martin ve eşi Marianne'den oluşan Alman ekibi gerçekleştirmiştir.

DÜNYANIN EN YÜKSEK ZİRVELERİ

1-EVEREST:8848 mt.Nepal-tibet-çin sınırınındadır.ilk çıkışı 1953 yılında Yeni Zelandalı dağcı Sir Edmund Hillary ve şerpa tenzing tarafından gerçekleştirilmiştir.İlk tük çıkışını 25 mayıs 1995 yılında Ali Nasuh mahruki yapmış ve türk dağcılığında yeni bir dönem açmıştır.

2-K2 (DAĞLARIN DAĞI):8611 mt. Pakistan-çin sınırındadır.Dünyanın tırmanılması en zor dağı olarak kabul edilir.ilk çıkışını 1954 yılında İtalyan ekip gerçekleştirmiştir.İlk türk çıkışını ise 2000 yılında Ali Nasuh Mahruki gerçekleştirmiştir.

3-KAHNCHENJUNGA:8586 mt. Hindistan-Nepal sınırı.ilk çıkış 1955.

4.LHOTSE:8516 mt. Nepal-Tibet-çin sınırı.

5.MAKALU:8463 mt. Nepal-Çin sınırı.

6-CHO-OYU:8201 mt.Nepal-Çin sınırı.

7-DHULAGRİ:8167 mt.Nepal.

8-MANASLU:8163 mt. Nepal.

9-NANGA PARBAT:8126 mt.Pakistan-Moğolistan sınırı.

10-ANNAPURNA:8091 mt.Nepal.

11-GASHERBRUM 1:8068 mt.Çin-Pakistan-Moğolistan sınırı.

12-BROAD PEAK:8047 mt. Çin-Pakistan-Moğolistan sınırı.

13-GASHERBRUM 2:8035 mt. Çin-Pakistan-Moğolistan sınırı.

14-SHİSHAPANGMA:8027 mt.Çin.

DAĞCILIK VE DAĞCILIK TARİHİ

“Dağcılık” deyince insanların aklına farklı farklı şeyler gelir. Kimisi oralara ne için ve nasıl çıkıldığını anlamaya çalışır, kimisi de neler yapıldığını kendince zihninde canlandırmaya çalışır. Aslında tırmanmak, hepimizin doğduğu andan itibaren sahip olduğu içgüdüsel bir dürtüdür...

Dağcılık, 19`uncu yüzyılda Avrupa`da yapılmaya başlanan bir spor dalı. Temelde; doğada/dağlık bölgelerde bir takım kar, buz, kaya tekniklerinin yazın veya kışın uygulanarak belirli bir nokta/zirve veya dağın belirli bir rotasına tırmanılması diyebiliriz. Bu noktada, neresi dağdır neresi dağ değildir sorusu bazılarının ve hatta bu sporla ilgilenenlerin bile zihnini kurcalıyor. Kabaca şöyle tarif edilebilir; orman sınırının bittiği yerde “dağ” başlar. Ülkemizde orman sınırının yaklaşık 2000 metrede olduğunu düşünürsek, 2000 metrenin üstündeki bölgelere dağ ve bu bölgelerde yapılan teknik veya yürüyüş faaliyetlerine de dağcılık diyebiliriz.

Peki bir dağın zirvesine çıkınca ne oluyor? Çıkanın başı göğe mi eriyor? Doğrusu somut olarak hiç bir şey olmuyor, sadece fiziksel olarak bir dağın en yüksek noktasına bir şekilde varmış oluyorsunuz. Ama zihinsel ve ruhsal olarak vardığınız yer çok farklı ve kişiden kişiye değişiklik gösteriyor. İşte bu da “Niye?” sorusunun yanıtı oluyor. Bu çok özel soruya, doğaya/dağa giden herkesin kendine göre bir cevabı vardır ve saygıyla karşılanılması gereken bir cevaptır. En zor ve en teknik rotalara çıkandan, doğada küçük bir haftasonu kaçamağı yapana kadar herkesin kendine göre bir nedeni vardır dağcılık yapmak için ama hepsinin ortak özelliği doğaya karşı olan sevgi ve daha da önemlisi saygıdır.

Dağcılık zamanla kendi içinde çeşitlere ayrılmış. Günümüzde temelde üç ana çeşitten söz etmek mümkün. Yaz/kış dağcılığı, kaya/sportif tırmanış ve yapay tırmanış. Yaz/kış dağcılığı yılın herhangi bir zamanında, kamp yüküyle belirli bir noktaya kadar çıkılarak bu noktada kamp kurulması ve ardından önceden belirlenen bir rota dahilinde, gerekirse bazı teknik malzemeler de kullanarak çıkışlar yapılmasıdır. Bu tip tırmanışların temeli yürüyüştür. İpe girilmesi gereken bir rotaya bile ulaşana kadar yürünmesi gerekir. Ayrıca dünyadaki ve ülkemizdeki bir çok dağın “klasik” diye tabir edilen zirveye çıkış için en kolay ve mantıklı rotası için yürüyüş yeterlidir. Zamanla, klasik rotalara alternatif olan daha dik ve zor rotaların çıkılması isteğiyle bazı güvenlik malzemeleri icat edilmiş ve bu malzemeler yardımıyla teknik tırmanış yöntemleri geliştirilmiştir. Kaya/sportif tırmanış son 50 yıl içinde gelişmeye başlamış olan ve çok daha kısa (1-50 metre arası) dik kayaların kısa süre içinde (ortalama 1-60 dakida arası) çıkılıp inilmesi ile yapılır. Bu tip tırmanışlar büyük çoğunlukla ipe girilerek ve tırmanıcının yanısıra bir de emniyetçinin yardımıyla gerçekleşir. Günümüzde çok popüler olan ve giderek de daha çok insan tarafından yapılan bu tür, “tırmanış bahçesi” diye tabir edilen ve bünyesinde aynı anda bir çok tırmanıcıya tırmanma imkanı veren farklı zorluklarda rotalardan oluşan bölgelerde yapılır. Gebze-Ballıkayalar, Ankara-Hüseyin Gazi kayalıkları, İzmir-Kaynaklar, Antalya-Geyik Bayırı, Niğde-Cimbar Vadisi ve Adana-Anavarza ülkemizdeki önemli sportif kaya tırmanışı bahçelerinden bazılarıdır. Yapay tırmanış ise 80`lerin başında başlamış olan ve tamamen insan eliyle üretilmiş olan duvarlar ve üzerlerindeki tutamaklardan oluşan yapılara tırmanılarak yapılır. Yapay tırmanış doğaya gitmeden, şehrin ortasında bile tırmanıcılara tırmanma ve antrenman yapma olanağı sağlar. Ayrıca, seyircisiz ve yarışmasız olan dağcılık sporu yapay tırmanış duvarları sayesinde artık sportif rekâbet ortamına da kavuşmuş oldu. Hatta yakın bir zamanda sportif yapay tırmanış olimpik bir spor dalı olarak olimpiyat oyunlarına da katılacak.

Dağcılıkla beraber anılması muhtemel olan bir olgu da risk faktörüdür herhalde. Dağcılık yapmamış bir insan bile zaman içinde televizyon, gazete veya filmlerden görüp duydukları ile dağcılığın bir takım riskler ve tehlikeler içerdiğini bilir. Bir çok dağcı, dağcılık tehlikeli bir spordur demek istemez. Aslında dağcılık “Tehlikeli yapılabilecek bir spordur.” demek daha doğru, çünkü bir takım potansiyel risklerin bilincinde olmak ve riskleri değerlendirip hareket etmek dağcının kendi elinde. Dağdaki bir çok riskin de “öngörülebilir” olduğunu düşünürsek, bu sporu tehlikeli veya güvenli yapmak bir tercih meselesidir. Bu noktada eğitimin önemini belirtmek gerekiyor. Dağcılık, bir takım teorik ve pratik eğitimlerin öğrenilmesi ve uygulanması sonrasında yapılmalı ve mutlaka bu sporda tecrübeli olan kişilerin rehberliğinde eğitimler verilmelidir.

 

Biraz da Tarihi...

 

Yazının başında da belirtildiği gibi, bir spor olarak dağcılık 19`uncu yüzyılda Alpler`de yapılmaya başlanmıştır. Aslında tarihi ve ilk denemeleri çok daha eski dönemlerde değişik amaçlarla yapılan bazı çıkışlara da dayanıyor ama bunların hiç birinin sportif bir yanı yok. Daha çok dinsel nedenler, araştırmalar, merak ve savaşlar nedeniyle dağlık bölgelere gidilmiş. Bunun dışında dağlar lanetli, ürkütücü ve hatta korkunç canavarların yaşadığına inanılan ücrâ bölgeler olarak görülmüş. Aydınlanma çağı sonrası, 1786 yılında Alpler`in en yüksek dağı olan Mont Blanc, Chamonix`li doktor Michel-Gabriel Paccard ve yüklerini taşıyan Jacgues Balmak tarafından bir para ödülünü kazanmak için tırmanıldı. Bu tarihlerden itibaren Avrupa jet sosyetesinin yeni tutkusu haline gelen dağlara çıkmak, kıtanın büyük şehirlerinde kurulan “Alpin Club” yani dağcılık kulüpleri aracılığıyla yaygınlaştı. Bu da, rehberlik kurumunun oluşması ve gelişmesine neden oldu. 19`uncu yüzyılın başlarında Alpler`de Chamonix ve civarında bir çok insan rehberlik ve taşımacılık yaparak geçimini sağlıyordu. 1850`lerden sonra çıkılabilecek basit rotaların büyük bir bölümü çıkılmıştı ve jet sosyetenin ilgisi de giderek azalmıştı. Bu noktada bölge halkından ve Avrupa`nın farklı ülkelerinden gelen genç maceraperestler Alpler`in o zamana kadar çıkılamayan dağ ve rotalarına “hücüm” etti. Birbiri ardına yapılan ve bazıları hâlâ tekrarlanamayan efsanevî tırmanışlar ve gelişen malzemelerin yardımıyla Alpler`in ve dağcılığın altın çağı yaşandı. 20`inci yüzyılın başında Avrupa`lılar, Alpler`de çıkılacak pek rota kalmayınca, yönlerini doğuya yönelttiler. Sıradaki hedef Himalayalar`dı. Ancak Himalayalar`da dağcılığın yanı sıra başka bir değerin savaşı başlamıştı. Milletlerin birbirleri ile olan siyasi yarışı dağlara taşınmıştı. Önce hangi ülkenin dağcısı zirveyi “fethedecekti”? Başta İngilizler, Almanlar, Fransızlar ve İtalyanlar arasında yaşanan büyük çekişme sonucunda 1960`lı yıllara kadarki dönemde Himalayalar`ın büyük 8000`lik zirvelerine (14 tane) ve diğer bazı 7000`lik dağlara büyük ekspedisyonlar düzenlenmişti. Bu çıkışların arasında en meşhuru şüpesiz başarıyla sonuçlanan İngiliz Everest ekspedisyonudur. 1953 yılında Yeni Zelanda`lı Edmund Hillary ve şerpa Tenzing Norgay tarafından çıkılan Everest, bu faaliyetle bütün dünyanın ilgisini çekmiştir. Bu tarihlerden sonra dağcılık çok daha fazla insana hitap eden ve giderek halk arasında yaygınlaşan bir spor haline geldi. Bugün, gelişen malzeme teknolojisi, havayolu taşımacılığının yaygınlaşması ve sponsorların desteğiyle dünyanın neredeyse bütün ülkelerinde dağcılık faaliyetleri yapılabiliyor ve “yarış” kendi içimizde devam ediyor...

Türkiye`de dağcılığın başlangıcı dinsel nedenlerden dolayı Hristiyan dünyasının ilgisini çeken Ağrı Dağı`na yapılan bir tırmanışla başlamıştır. Friedrich Parrot’un 1829 yılında yaptığı Ağrı tırmanışı Avrupa`lılar tarafından pek ilgi görmemiş ve önemsenmemiştir. İlerleyen yıllarda, özellikle 19`uncu yüzyılın sonları ve 20`nci yüzyılın başlarında, Kaçkar Dağları, Aladağlar, Cilo-Sat Dağları ve Toros Dağları`nın değişik bölgelerine yine Avrupa`lı dağcılar ve araştırmacılar tarafından yapılan tırmanışlarla bu bölgeler tanınmaya başlanmıştır. Bir Türk ekibi tarafından yapılan ilk tırmanış ise 1924 yılında Erciyes Dağı`na gerçekleşmiştir. Miralay Cemil Cahit Bey komutasındaki erler 28 Ağustos tarihinde Erciyes`in zirvesine ulaşarak bilinen ilk Türk dağcılık faaliyetini gerçekleştirdiler. 1928’de “Türk Dağcılık Cemiyeti” adı altında ilk dağcılık örgütü kuruldu. 1939’da da “Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü” bünyesinde “Dağcılık ve Kış Sporları Federasyonu” kuruldu. Federasyonun kuruluş yıllarında ve sonraki yıllarda ilk başkanlığını yapan Latif Osman Çıkıgil ile Muvaffak Uyanık, Asım Kurt, Boskurt Ergör ve Muzaffer Erolgez Türkiye`de dağcılık sporunun gelişmesinde önemli rol oynadılar. Bu oluşumlara rağmen Türk dağcılığının teknik anlamda gelişmesi ve önemli tırmanışların yapılması uzun yıllar sonra gerçekleşebildi. 1970`li yıllara kadar, ülkemiz dağlarında yapılan neredeyse bütün önemli teknik tırmanışlar Avrupa`lı ve Kuzey Amerika`lı dağcılar tarafından gerçekleştirildi. 70`li yıllardan sonra üniversite dağcılık kulüplerinin ve sivil yapılanmaların birbiri ardına kurulması, Türk dağcılığının gelişmesi ve bugünkü konumuna gelmesinde önemli rol oynadı. Günümüzde rahmetli Uğur Uluocak, Nasuh Mahruki ve Tunç Fındık gibi dağcılar gerçekleştirdikleri uluslararası faaliyetlerle Türk dağcılığının dünya çapında duyulmasını sağlamışlardır.

(Oytun orgül'den alıntıdır.)